TURGUT ÖZDEMİR'İN YENİ ÇALIŞMALARI

 

RESSAM TURGUT ÖZDEMİR

"Turgut Özdemir 1954 yılında doğmuş. Ben O'nu tanıdığımda 28 Eylül 2001'di. Öğretmenliğimin ikinci günüydü. Onun adını ilk kez 27 Eylül'de duymuştum. Okula geldiğim ilk gündü. Herkes emekli olan Turgut Öğretmen'den söz ediyordu, daha doğrusu emekli olamayan. Turgut Bey'i emekli etmişler Haziran ayında. Ama sonra demişler ki devlet büyükleri: pardon, yanlışlık yaptık; sen emekli ikramiyeni geri ver ve işinin başına dön. O zamanlar ben daha Çeşme'de değildim ama -eminim ki- o meşhur kahkahasını atmıştır Turgut Bey... İyi ki de öyle olmuş, biz Eylül ayının 28'inde, 2001-2002 eğitim-öğretim yılının ikinci gününde, Cemal Bey'in odasının önünde karşılaştık. Ben onu hemen tanıdım, o da benim taptaze bir çömez olduğumu anladı. El sıkıştık."

Ressam Turgut Özdemir

Yukarıdaki yazıyı yazalı yaklaşık bir yıl olmuş. Bu yazıyı biraz daha uzun tutup, Turgut Bey'le geçen günlerimizin (şimdi araya zorunlu mesafeler de girse) o güzel anılarını anlatmayı planlıyordum. Şimdi bu yazıya kaldığım yerden devam ediyorum.

Kendisi uzun yıllar öğretmenlik yapıp emekli olmayı başarabilmiş "nadir" insanlardandır. Hatta kendisi emekli olduğunda, bir cebinde yeşil pasaportunu diğer cebinde "muhtaçlık belgesi"ni taşıyabilecek kadar da gözüpektir. Yalnızca yaşadığı ülkeye ait bu çelişkiyi sıradan bir durum gibi karşılamakla kalmamış, muhtaçlık belgesini göstererek arkadaşlarına rakı bile ısmarlatmıştır. Ancak kendisinin rakı içerek resim yaptığı görülmemiştir. Çünkü kendisi rakı içerek resmi yapmanın, onu bozup düzeltmekten daha kolay olduğuna inanmaktadır.

Turgut Bey'in atölyesi -resim yapmadığı zamanlarda- muhabbet etmenin, stres atmanın, kendini bulmanın, kendinden geçmenin, velhasıl insanın kendisini anlamasının en güzel yeridir. Turgut Bey'in Çeşme'deki ilk atölyesini ben göremedim. Ama orayla ilgili anlatılanlara imrenmemek insanın elinde değildir. O atölye, şimdiki Pasifik Balık Lokantasına çok yakındır ve balıkçı barınağının üst tarafında kalır.

Bizim henüz Turgut Bey'le okulda konuştuğumuz zamanlarda sözü geçen ve benim için hiç de inandırıcı (!) olmayan bir konu vardır: Turgut Bey'le Hasan Öğretmen'in tek dertleri akşamları bir şise rakıları ve rakının yanında yalnızca 100 gram paşa mezesi (beyaz leblebi) olmasıdır. Bana bu şaka gibi gelirdi. Aylar sonra annemi ablamın yanına gönderdim. O akşam Turgut Bey'in yeni atölyesine (şimdiki pazar yerinin ordaydı) gittim. Hasan Öğretmen de oradaydı. Hemen bana bir kupa rakı verdiler ve önüme küçük bir kasede paşa mezesi sundular. Hadi bakalım; şimdi bütün "şakalar" gerçek olmuştu benim için. Turgut Bey'in resim yapmadığı zamanlarda biz, olan rakımızı paşa mezesiyle içtik. Arada bir paramıza kıyıp antep fıstığı aldığımız oldu ama asla "paşa"mızı soframıza küstürmedik.

***

Akşam saatlerinde Turgut Öğretmenle konuşuyoruz telefonda. Sürekli ertelenen yazıların ruhunu okşuyoruz.

Kendisi, Salih Usta'nın marangoz atölyesinde rakı içiyormuş. Yıllardan beri yaptığımız gibi telefonda söyleştik biraz. Son yıllarında sağlık problemleriyle uğraşan Turgut Öğretmen, rakı konusunda yavaş yavaş izin koparmış kendinden. Neyse!

Telefonda konuşurken, bize ait anılardan söz etti. Özellikle -kimi akşamlar- atölyeye geldiğimizde, dünden kalan bardakları tekrar kullandığımız günleri yazmamı istedi benden. İşin ilginci, O aramadan önce, ben de tam bunu düşünüyordum.

Olayın aslı şöyledir:

Akşam atölyede rakı içmişiz. Turgut Öğretmen uduyla Harput türküleri söylemiştir bize. Kendisi konuştuğumuz konularla ilgili fıkralar anlatmıştır. Çünkü kendisinin en büyük özelliklerinden biri de konuşulan konularla ilgili anlatacak bir fıkrasının mutlaka olmasıdır. Bilinmelidir ki, Turgut Öğretmenin anlattığı her fıkra gerçekten gediğine oturur söylenenlerin.

İşte böyle neşeli geçen bazı akşamların sonunda masamızı olduğu gibi bırakırdık. Ve ertesi gün (okuldaki işimiz bittikten sonra) atölyeye geldiğimizde, herkes kendi bardağının başına geçer ve içmeye ve sohbet etmeye ve düşünmeye ve gülmeye ve kahretmeye kaldığımız yerden devam ederdik. Ama acil durumlar dışında, en küçük olan ben bardakları yıkamaya özen göstermişimdir. Çünkü hem Hasan Öğretmenin hem de Turgut Öğretmenin bana yaptığı büyüklükler anlatmakla bitmez.


Turgut Özdemir

Bu fotoğrafı çektiğimde, Turgut Öğretmen, eski bir resmini bize (Hasan Öğretmenle bana) pay ediyordu. Bir elinde cetvel bir elinde maket bıçağı... Benim elimde Hayyam (Nikon 801 S bir makine)... O zamanlar aynı kare üzerine üst üste fotoğraf çekmeyi öğreniyordum. Bu fotoğraf da o zamanın ürünü. Önce Turgut Öğretmenin bir resmini çekmiştim sonra da kendisini... Ortaya böyle bir sonuç çıktı. Yani bu fotoğrafa photoshopun eli değmedi kesinlikle... Fazlasıyla "organik"...

Hasan Öğretmenin eli çıkmış kenarda.

Tam bir "tesadüf"ün eseri. Yoksa, benim katkım çok büyük değil... Ben yalnızca deklaşörü ateşledim.

Turgut Öğretmen, dikkatlice "kendi"ni kesiyordu... Rakı bardakları konuşmuyordu henüz...

 


 

Telefonda konuştuk yine bu akşam Turgut Öğretmenle...

Bir insan, bir başka insanı kaç kişilik özleyebilir? Turgut Öğretmeni özlemeyi hiç bir hesaba vuramazsınız... Görünenler, yaşananların çok küçük bir parçasıdır. Ama bunları büyütmek bizim elimizdedir. Böyle konuştuk... Onca yıla sığmış fotoğraflar ve video kayıtları "nerededir, kimdedir" unutmuşuz. Bildiğimiz ama unuttuğumuz şeyler hakkında konuştuk bu akşam... Konuşacak çok şey var, ama yaşanacakların boyu ne kadar uzundur? Bunu ben de bilmiyorum...

Demek ki henüz öğreneceğimiz çok şey var. Belki Turgut Öğretmen, Salih Usta'nın atölyesinde ahşapla konuşacak...Belki ahşabın tozu, O'nu iyi edecek... Belki, ahşabın kokusu; O'na unuttuğu kokuları anımsatacak... Belki ben, onu "ahşap" olmayı isteyecek kadar çok özlemişimdir... Evet, böyledir: Turgut Öğretmenin işleyeceği bir "tahta" parçası olmak bile keyiflidir...

Şimdi, kendisi bu yazılanları okuyunca: "Yapma yahu" diyecek belki. Kesin böyle söyleyecek. Ama "gerçek" değişmeyecek... Özlenenlerin ertelenmesi bir adama yazı yazdırabilir, resim yaptırabilir, şiir yazdırabilir, mermer oydurabilir... Bunların bir önemi yok. Asıl önemli olan "özlenen şey"ler adamı yerinden oynatmalı...

 

ANASAYFA | HAKKINDA | RESİMLER | FOTOĞRAFLAR | VİDEOLAR | İLETİŞİM

© Turgut Özdemir

Sitede yer alan görseller izinsiz kullanılamaz ve çoğaltılamaz. Her hakkı saklıdır.

Web Tasarım: Tuna ÖLGER